deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2013 Cuma

Bir fotoğraf üzerine...

Juki'nin içinde saklanan hayatlar...
“Kral makinecilere...”

Makineciler, overlokçular, remayözcüler, ortacılar, ara ütücüler, son ütücüler… Hayatın kıyısına kurulmuş küçük bir dünyadır konfeksiyon atölyeleri… Her pedala basışta kükreyen, sonra kükremeleri birbirine karışan aslanlara benzer dikiş makineleri… Alabildiğine uzanan ormanlardan koparılıp kafese tıkılmış aslanların kükremelerine benzer sesleri… Onun için bir kükreme gibi duyulsa da bir feryattır aslında… Onun için en çok arabesk dinlenir, makine gürültülerine baskın çıksın diye sesi sonuna kadar açılan ve kumaş tozlarına bulanmış, kaset kapağı kırık eski teyplerden… Biraz gözyaşı, biraz isyan ama inadına dik duruş, inadına haysiyet, inadına onur, inadına aşk… Aşk… O kıza nasıl açılmalı, nasıl söylemeli, ne zaman söylemeli, nerede söylemeli, ne söylemeli?.. Bir mektupla mı, bir şiirle mi, bir şarkıyla mı?.. “Birgün mutlaka”ların tesellisine sarılarak, her şeye rağmen kara sevda…

Genç ve bekâr olanların ayrı, evli ve yorgun olanların ayrı hülyaları gezinir makinelerin, overlokların; hep oflayıp puflar gibi burnundan soluyan ütülerden yükselen buharların arasında…

5 Mart 2013 Salı

Bir fotoğraf üzerine...

Pembecik Köyü'nden bir harabe...
Düşünme, unut beni. Önüm var, ardım yok işte… Farz et ki hiç yaşamadım. Farz et ki çocuklar hiç oynamadı, hiç koşuşturmadılar etrafımda. Hüzün yüklü akşamüstlerinde, eşikte, kapı önünde hiç toplanıp oturmadı kadınlar, kızlar. Farz et ki yerdeki postun üzerinde Kur’ân okuyan bir dede; sedirde, pencere önünde tesbih çeken dalgın bakışlı bir nine olmadı içimde. Farz et ki ne bir damat girdi şu ahşap kapıdan içeri, ne de bir gelin. Farz et ki ne düğün gördüm, ne de bayram. Farz et ki hiç rüzgâr girmedi içeri, hiç kar birikmedi damımda. Farz et ki hiç tütmedi ocağım… Dedim ya, düşünme, unut beni… Ama unutma; beraber öleceğiz seninle. Böyle sessiz, böyle yalnız, böyle tek başına, bir mum gibi eriyerek... Unut beni, kendinle beraber…

Sürur Öztürk

28 Şubat 2013 Perşembe

Bir fotoğraf üzerine...

Fotoğraf: Ömer Güngör
Nice devirler, nice iklimler geçti; günler, haftalar, aylar, yıllar... Ne çok şey öğüttü zaman... Buğdayları, mısırları, bulgurları, insanları, ömürleri... Zaman un oldu, ekmek oldu, aş oldu, taş oldu... En masum mutluluklarımızla, en ağır kederlerimizle dostlar kaldı geriye; beraber gülüp, beraber efkârlandığımız... Bir serçe kadar tedirgin endişelerimizle, bir kaplan kadar güçlü umutlarımızla devam ediyor yürüyüşümüz... Mevsimler geçer, iklimler değişir, acılar küllenir, biz yine de gülümseriz hayata... Ayçiçeği tarlalarında, şeker pancarı tadında, taze nohut kabuklarında, tozlu yollarda, kireç badanalı kerpiç duvarlarda kalsa da çocukluğumuz, hâlâ iğde kokuları gelir uzaklardan... Akşam karanlığında bir köy evinin bahçesinde yakılmış bir ateşten tüten dumanlarını ve onun uzaktan hissedilen kokusunu bilir misin? Mehtaba ve yıldızlara sarılmış koyu lacivert gecelerin, sessiz köy yollarını nasıl hüzne boyadığını?.. Sessizlik, hüznün sesidir, her yerden duyulur...

Sürur Öztürk