Sürur ÖztürkAtatürk, “Sıfır nedir?” diye sorduğunda, “Huzurunuzda bendeniz” diyecek kadar şahsiyet zaafı taşıyanlar vardı. “Kâbe Arabın olsun, Çankaya bize yeter” mısrasını yazacak kadar sevgisini abartanlar da… Onlar, sürekli Atatürk’ün etrafında, sofrasındaydılar; ama acaba Atatürk’ün gözünde gerçekten değerli miydiler?
Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’na davet ettiği edebiyatçılara, “Edebiyat nedir?” diye sorar. Halid Fahri Ozansoy’un tarifini beğenmeyen Atatürk, “Olmadı efendim, olmadı” diyerek sözünü keser ve kendisi bir edebiyat tarifi yapar. Davetliler, Atatürk’ü alkışlamaya hazır bir vaziyette sözlerinin bitip bitmediğini anlamaya çalışırken, Peyami Safa, “Olmadı Paşa Hazretleri, olmadı efendim!” diyerek, Atatürk’e itiraz eder. Atatürk’ün, “Niçin olmadı Peyami Beyefendi?” sorusuna da, “Olmadı, çünkü ilkel ve Ortaçağ’a mahsus” diye cevap verir. Atatürk’ün yaptığı bir tarifi, o kadar adamın içinde “ilkel ve Ortaçağ’a mahsus” diye nitelendirmek kimin haddineydi? Peki, şimdi ne olacaktı?