11 Eylül 2009 Cuma

Bir terörle mücadele yöntemi: Mesajı reddetmek

Sürur Öztürk

“Terör örgütleri”, esas itibariyle, bazı büyük devletlerin uluslar arası hukuk açısından suçlu duruma düşmemek için kurdukları illegal teşkilatlardır.

Her terör örgütü, kendisini kuran devletin ya da devlet içindeki bir güç odağının siyasî hedeflerine göre eylem yapar. Her terör eyleminin siyasî bir mesajı vardır. Terör örgütleri tarafından verilen bu mesaj, muhatapları tarafından alınır ve kabul edilirse, terör örgütü amacına ulaşmış olur.

Bu işleyişin farkında olan liderler, terörün mesajını reddeder ve bunu açıkça ilân ederler. Meselâ, 2003 yılında 5 gün arayla, İngiliz Konsolosluğu ve İngiliz HSBC Bank ile İstanbul Beyoğlu’da bulunan Neve Şalom Sinagogu ve Şişli’deki Betisrael Sinagogu’na bomba yüklü araçlarla düzenlenen saldırılardan sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında şöyle söylemişti:

“Eğer bu yolla bize verilmek istenen bir mesaj varsa, o mesajı elimin tersiyle itiyor, ayağımın altına alıyorum!..”

“Mesajı reddetmek”, terörle mücadelede önemli bir yöntemdir. Bu yöntem, büyük devletlerde medya tarafından da büyük bir hassasiyetle uygulanır. Meselâ, büyük devletlerde büyük çaplı bir terör eylemi düzenlendiğinde, medyada uzun bir süre ne bir video görüntüsü görebilirsiniz, ne de tek bir kare fotoğraf…

Çünkü, eylemi gerçekleştiren terör örgütü, eylemin bütün ayrıntıları ve dehşetiyle medyada yer almasını ister. Eylem, toplumda ne kadar dehşete ve korkuya yol açarsa, terör örgütünün amacı da o oranda gerçekleşmiş olur.

Son dönemlerde Türk medyası, askerlerimizin şehit edilmeleri karşısında bu terör saldırılarının haberlerini çok fazla büyütmeden vermek gibi stratejik bir tavır sergiliyor. Bunun sebebi, askerlerimizin şehit edilmelerine kayıtsız kalmaları değil, terörün stratejisine, karşı hamleyle cevap vermek içindir.

Hatırlarsanız, geçmişte medya bu konuda gerek Genelkurmay Başkanlığı, gerek MİT, gerekse Hükümet tarafından daha sorumlu davranmaya davet edilmiş, haberlerin halkta korku ve dehşet uyandıracak şekilde yayınlanmasının terör örgütüne hizmet etmek olacağına dikkat çekilmişti.

Askerlerimize karşı düzenlenen son terör saldırısı sonrasında da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, aynı yöntemi kullandı ve “Askerlerimize sıkılan kurşunlar, vatanın birliğine yönelik başlattığımız süreci etkilemeyecektir. Süreci aynı kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Bu, bilinçli bir tavırdır ve terörle mücadelede “mesajı almama-mesajı reddetme” yöntemidir.

Esasında, bu yöntem, adı konulmaksızın, halk tarafından da benimsenmiştir. Halk, kendi sezgileri ve basiretiyle, hiçbir özel eğitim almamış olmasına rağmen, bu yöntemi kendisi de uygulamaktadır. Şehit yakınlarının, acı dolu cenaze törenlerinde bile şöyle söylediklerini duyarsınız:

“Ciğerim yanıyor ama terör örgütünü sevindirmemek için ağlamayacağım!..”

İşte, şehit yakınlarının bu tavrı da, “mesajı almama-mesajı reddetme” yönteminin pratik halk zekâsıyla uygulanmasından başka bir şey değil. Siyasetçiler, bilgilerine dayanarak, halk ise sezgilerine dayanarak aynı yöntemi uyguluyor.

Gazetelerde köşeyazarlığı yapıp da, kara propagandalarla hemen gaza geliveren ve kısa yoldan kahraman olmak isteyen bazı cahiller var ki, ‘vatanseverlik’ yapacağım diye, terörün mesajını taşıyabildikleri kadar köşelerine taşırlar… Haberleri öne çıkarmayanları ise, ya duyarsız ya da “hain” olmakla suçlarlar… Yiğitlik yaptıklarını zannederken, kimin ekmeğine yağ sürdüklerinin farkına bile varamayacak kadar cahiller ve ne yazık ki bu cahillikleriyle acınacak haldeler…