22 Ocak 2013 Salı

Hangi Yozgat?

Sürur Öztürk

“Yozgat Muhabir” adını taşıyan ve ‘blog’ statüsündeki web sitesini yayınlamaya başladığım 2008 yılından bu yana Yozgat’ı günü gününe takip ediyorum. 2008 yılından bu yana Yozgat’a dair edindiğim kanaatlerden birisi şu:

Yozgatlılar, Yozgat’ı bir bütün olarak algılamıyor, bir bütün olarak görmüyor, bir bütün olarak hissetmiyor, bir bütün olarak bilmiyor ve dolayısıyla da bir bütün olarak sevmiyor. Neredeyse herkesin Yozgat’ı başka. Yozgat halkının büyük bir çoğunluğu, Yozgat’ı sadece ikamet ettiği yerleşim biriminden ibaret olarak algılıyor. Şehir merkezinde yaşayan bir Yozgatlı için Yozgat, merkezden ibaret. Aynı şekilde, ilçelerde yaşayanlar için Yozgat, bulundukları ilçeden, kasabalarda yaşayanlar için bulundukları kasabadan, köylerde yaşayanlar için de bulundukları köyden ibaret.

Şunu da görüyorum ki bu durum, sadece Yozgat’ta değil Anadolu şehirlerinin pek çoğunda böyle. Yani aslında bu bir ‘Anadolu hastalığı’… Ama Yozgatlı olduğumuza göre bu konuyu Yozgat özelinde değerlendirmemiz gerekiyor.

Yozgat, son yılların Türkiye’sinde en çok dile getirilen, üzerinde en çok tartışılan, en popüler kavramları olan “birlikte yaşama”, “farklılıkları bir zenginlik olarak algılama” gibi kavramları henüz içselleştiremediği, özümseyemediği şeklinde bir kanaat uyandırıyor. Bir ilçenin diğer ilçelerle, bir kasabanın diğer kasabalarla, bir köyün de diğer köylerle münasebetlerinin, bir dayanışmadan çok –dilim varmıyor ama- neredeyse husumete varan bir rekabet ve kıskançlık psikolojisi içerisinde yaşandığı, ‘uzaktan’ bakıldığında daha net bir şekilde göze çarpıyor.

‘Merkez’ ile ‘çevre’ arasındaki derin ayrışma zaten herkes tarafından fark edilebilir boyutta; fakat ayrışma bu genel durumdan ibaret değil. Bir ilçeye bir yatırım yapılacak ya da bir hizmet götürülecek olsa, diğer ilçeler bunu doğrudan kendilerine yapılmış bir haksızlık, o ilçeye yapılmış bir iltimas / torpil olarak algılıyorlar. Bu refleks, bu tavır, kasabalar ve köyler için de geçerli.

Ben 1974 yılından beri İstanbul’da yaşıyorum ama bu güne kadar İstanbul’un hiçbir semtinde, ilçesinde, “Vay efendim falanca ilçeye şu şu yatırımlar yapıldı, şu şu hizmetler götürüldü de bizim yaşadığımız ilçeye yapılmadı / getirilmedi” şeklinde kitlesel bir tepki gösterildiğine şahit olmadım. Çünkü herkes kendisini bir üst kimlik olarak “İstanbullu” hissediyor. İstanbul’un herhangi bir semtine yapılan bir yatırım, götürülen bir hizmet, açılan bir tesis, diğer semtlerdeki, diğer ilçelerdeki vatandaşları da memnun ediyor. Çünkü biliyor ki, bu şehre getirilen her hizmet, burada yaşayan herkese sunulmuş bir hizmettir. Bu şehrin gelişip kalkınması, daha da güzelleşmesi, bu şehirde yaşayan herkes için bir mutluluk kaynağıdır. Ferdî olarak farklı düşünenler olabilir ama kitlesel bir kıskançlık görülmez.

Bu durumun ilginç olan tarafı da şu ki, İstanbul’da yaşayan milyonlarca insanın çok büyük bir çoğunluğu Anadolu insanıdır. Burada bir üst kimlik olarak kendisini “İstanbullu” olarak hissedebilen bu Anadolu insanları, nasıl oluyor da kendi memleketleri söz konusu olduğunda o şehri bir bütün olarak algılayamıyorlar ve neden güçlü bir aidiyet duygusu geliştiremiyorlar, anlamak zor…

Yozgat dışında, başka şehirlerde yaşayan Yozgatlılar, yaşadıkları şehirlerdeki hemşehri dernekleri vasıtasıyla “Arabaşı Şenlikleri” düzenleyip bir aidiyet / mensubiyet duygusu içerisinde “birlik ve beraberlik” görüntüsü veriyorlar ama, Yozgat’ta ve Yozgat için bu duyguyu, bu birlikteliği muhafaza edemiyorlar. Garip, tuhaf bir durum…

Bence Yozgatlılar, bu ‘Anadolu hastalığı’ndan bir an önce kurtulmak zorundadırlar. Yozgat’ı bir bütün olarak algılamadığımız, bir bütün olarak sevmediğimiz müddetçe Yozgat’ın gelişip büyümesi, kalkınması hayal olarak kalır.

Yozgat, merkeziyle-çevresiyle; bütün ilçeleri, bütün kasabaları, bütün köyleriyle birlikte güzeldir. Tabiî güzellikleri bakımından da öyledir, tarihî ve turistik eserleriyle de öyledir, folklorik unsurlarıyla da öyledir. Merkez bir başka güzel, Akdağmadeni bir başka, Aydıncık bir başka, Boğazlıyan bir başka, Çandır bir başka, Çayıralan bir başka, Kadışehri bir başka, Saraykent bir başka, Sarıkaya bir başka, Sorgun bir başka, Şefaatli bir başka, Yenifakılı bir başka, Yerköy bir başka güzel… Her birinin başka başka, birbirinden farklı güzellikleri, değerleri, zenginlikleri var…

Bunun hakkıyla algılanabilmesi için, Yozgatlıların Yozgat’ı bir bütün olarak gezip görmesi, inceleyip tanıması, bilgi sahibi olması gerekir. Yozgatlılar olarak en büyük eksikliklerimizden birisi, Yozgat’ı yeterince tanımıyor, bilmiyor oluşumuz. Bu eksikliğin giderilmesi konusunda merkezî yönetimin yanı sıra, ilçe ve kasaba belediyelerinin, kaymakamlıklarının ve köy muhtarlarının da çok büyük sorumlulukları var. Bu konuda çok sayıda, çok etkili, çok güzel projeler üretilebilir. Önce, bu ‘sosyal vakıa’yı fark etmek, görmek gerekiyor ki, buna yönelik projeler üretilebilsin.

Yerel basın bu konuda lokomotif görevi üstlenebilir ama önce yerel gazetecilerimizin bu köycülük, kasabacılık, ilçecilik psikolojisinden uzak durmaları, daha kuşatıcı olmaları gerekir.

Bu konuları ele almaya, incelemeye devam edeceğim.

Selâm ve hürmetlerimle…

(sururozturk@gmail.com)

Hiç yorum yok: