
İl Millî Eğitim Müdürü Sebahattin Gamsız’ın bu soruya cevabı ise kısa ve net. Beden Eğitimi ve Spor Bölümü Şube Müdürü Işık Gün’ün, kullanılmayan okul binasının onarılarak İzci Evi’ne dönüştürülmesine büyük emeği geçmiş. Işık Gün’ün emeğine saygının bir ifadesi olarak da onun adı İzci Evi’ne verilmiş; böylece İzci Evi’nin ismi “Işık İzci Evi” olmuş…
Sayın İnan Soyer ise, İzci Evi’nin adının başındaki “Işık” kelimesinin kendi zihninde uyandırdığı çağrışımlardan hareketle, “Fethullah Hoca”, “Fethullahçılık”, “F Tipi yapılanma” gibi tâbirleri ortaya atarak, İzci Evi’nin adındaki “Işık” kelimesinden, kendince “karanlık” senaryolar üretmeye çalışıyor.
Nerede bir ışık görse, aklına ilk gelen şeyin Fethullah Gülen olması kötü bir hâl midir bilemem; ama anlaşılıyor ki, Sayın Soyer bu çağrışımdan rahatsız. Işık kelimesinin onda kendisine daha yakın çağrışımlar yapması için de yeterince sebep var aslında. Meselâ, ışık kelimesi ona, Alparslan Türkeş’in, ülkücülüğün temel ilkelerini anlattığı “9 Işık Doktrini”ni de hatırlatabilirdi. “Işık” aynı zamanda, Türk destanlarının en önemli motiflerinden birisi. Destanların büyük kahramanları ve onların evlenecekleri kadınlar çok defa kutsal bir ışıktan doğarlar. Yaratılış destanındaki Ak Ana, ışıktan bir kadın sembolüdür. Oğuz Kağan destanında Oğuz’un evlendiği kadın, gökten inen mavi bir ışıktan doğar. Yine Oğuz Kağan destanındaki Oğuz ordularına yol gösteren kurdun, Oğuz’un çadırına inen bir ışıktan doğduğu belirtilmektedir. Ve saire…
Sayın Soyer’in “Fethullah Gülen” konusunda müzmin takıntıları ve önyargıları olduğunu, daha önce gazetesinde yayınladığı birkaç köşe yazısından öğrenmiştim. Fakat, mevzu bu değil.
Üzerinde durulması gereken, Sayın Soyer’in, Yozgat’taki eğitim çalışmalarını başarılı bulduğunu belirtmesine rağmen, bir “ışık” kelimesinden hareketle, bütün bu eğitim hizmetlerini gerçekleştirenleri ötekileştirme çabasına girmesi. Devletin tayin ettiği eğitim mensupları hakkında “İyi işler yapıyorlar ama bizden değiller” anlamına gelen bir şerh koyması, “kötü olsun, bizden olsun” zihniyetinin de bir itirafı gibi.
Soyer, “İzci Evi’ne verilen / uygun görülen isme takılmasam, âtıl vaziyetteki bir binanın eğitim öğretime kazandırılmasından hareketle, Sayın Gamsız’ın şahsında tüm camiayı kutlayacağım. Ama o isim bu niyetime set oluşturdu; zihnimde istifhamlara yol açtı” diye yazmış. Şu cümleler de Soyer’e ait:
“Gözlemlediğim kadarıyla, Yozgat Millî Eğitim Müdürü Sebahattin Gamsız, Atatürkçü, laik düşünceye sahip, milliyetçi-vatanperver bir bürokrat. Geride bıraktığı iki yıl boyunca Cumhuriyetin temel niteliklerine halel getirecek herhangi bir icraatı olmadı. Kurumu bağlayacak dikkat çekici, rahatsızlık uyandırıcı bir olumsuz objeye de rastlanılmadı. Ya da ben duymadım”
O halde, bir “kusur” olarak eleştirilebilecek hiçbir somut veri ortaya koymadan, sadece bir “Işık” kelimesinden hareketle, bir eğitim camiasını adeta “suç” işliyormuş zannı altında bırakmaya çalışmanın anlamı nedir? “Işık”tan bu kadar rahatsız olmak, bir “aydın”a yakışmıyor…