19 Şubat 2013 Salı günü yayınladığım “Arabaşı dernekleri”
başlıklı eleştiri yazıma, Ankara Yozgatlı Dernekler Federasyonu’ndan sonra
Yozgat Platformu adına Başkan Sayın Kâzım Ekinci de bir açıklama gönderdi.
Bu yazımda, önce açıklamanın tamamını okuyucularımıza
takdim edecek, ardından da kendi görüşlerimi özetleyeceğim.
Yozgat Platformu’nun kendisini samimi bulduğum Saygıdeğer
Başkanı Kâzım Ekinci, gönderdiği açıklamasında şunları kaydediyor:
Fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için size teşekkür
ediyoruz.
Ankara Yozgatlılar Federasyonu’nun verdiği cevabı samimi
buldum. Yine hemşehrimizin yazısına “arabaşı dışında yemeklerin olduğunu”
söyleyerek başlamasını da isabetli buldum. Çünkü yazının başlığı arabaşı ile
başlayınca cevabının da arabaşı ile başlaması doğal.
Dernekler, profesyonelce yönetilen ticarî kuruluş değil.
Keza dernekler, kamu kuruluşu da değil. Dernekler gönül kuruluşlarıdır. Bir
şeyler yapmak isteyen kişiler, işleri arasına bazı faaliyeti sıkıştırmaya
çalışıyor. Bu sebeple dernek yöneticilerinin, dernek faaliyetleri kapsamında
sizin önerdiğiniz projeleri yapma ve projeleri takip etme imkânları yok. Kaldı
ki önerdiğiniz faaliyetler, kamu kurum ve kuruluşlarının aslî görevidir. STK’lar,
kamu hizmetine ancak bazı etkinliklerle katkı sağlayabilirler. Bu sebeple basit
gibi görünen arabaşı, piknik ve gece organizasyonları, bu açıdan küçümsenmemesi
gereken önemli faaliyetlerdir.
Elbette ki bu faaliyetler dernekler için yeterli
değildir. Daha fazlası olmalıdır. Çünkü dernekler, üretecekleri projeleri ile
proje ortağı ve destekçileri ile halk ile daha etkili iletişim kurup daha etkin
olabilirler. Nitekim bizim Yozgatlılar olarak önemli projeler üretebilecek
ciddi insan kaynağı potansiyelimiz de var. Bu potansiyel harekete
geçirildiğinde derneklerimiz de diğer sivil toplum kuruluşlarımız da daha etkin
olacaktır.
Şöyle ki;
Emekli olan, proje araştırabilecek, üretebilecek ve
yürütebilecek birçok hemşehrimiz, STK’lardan uzak duruyor. Görevi başında olan
yine çok sayıdaki bilgi, birikim, kanaat ve güç sahibi hemşehrimiz, STK’lardan
uzak duruyor. İmkânı olan hemşehrilerimiz, imkânı ölçüsünde bilgileriyle,
fikirleriyle, projeleriyle ve sair imkânları ile küçük katkılar vermiş olursa,
hayal ettiğimizden daha büyük projeler ve hizmetler üretebiliriz. Buna gönülden
inanıyorum.
Duyarlılık göstererek öneri ve eleştirilerinizle
yaptığınız katkılar için size de teşekkür ediyoruz. Aynı duyarlılığın diğer
fikir ve kanaat sahibi hemşehrilerimiz tarafından da gösterilmesini,
fikirlerini STK’larla paylaşmasını, uzaktan seyretmek yerine STK çalışmalarının
ucundan tutmasını bekliyoruz.
Ne yazık ki yapılması gereken bir iş olduğunda insanlar,
işi yapacak birilerini arıyor. ‘Ben de bu işe katkı sağlayayım, işin ucundan
tutayım, çorbada benim de tuzum olsun’ demiyor. Konu ile az çok ilgilenen bir
dernek gördüğünde problemin o dernek tarafından çözülmesini bekliyor ve kendisi
eylemsiz kalıyor. Dernek yönetim kurulu üyeleri de yeterli zaman ve imkân
bulamayınca problemin çözümüne yeterli katkı sağlayamıyor. Çünkü imkân sahibi
olan kişilerin bir şey yapmayıp, çalışmaların ucundan tutmayıp hariçten gazel
okumasıyla proje üretilmiyor, sorunlar çözülmüyor.
Herkesin Yozgat için ve Yozgatlı için yapacak bir şeyleri
vardır. Yozgatlı hemşehrilerimizi dernek faaliyetlerine yakın olmaya, bilgi,
fikir ve emekleriyle katkı sağlamaya davet ediyoruz.
Bilgi ve fikirlerimizi, yapıcı eleştirilerimizi ve
emeklerimizi ortak bir platformda birleştirdiğimizde birçok sorunun çözümüne
katkı sağlayacağımıza inanıyoruz.
Selâm ve muhabbetlerimizle…”
Cevap
“Arabaşı dernekleri” başlıklı daha önceki 2 yazımın
birincisinde özetle, Yozgat derneklerinin ‘Arabaşı Gecesi’ düzenlemekten öte
kalıcı eserler ve hizmetler üretmeleri gerektiğini ancak düzenlenen gecelerde arabaşı
yutmanın bir adım ötesine geçilemediğini belirterek bu durumu eleştirmiştim.
Ankara Yozgatlı Dernekler Federasyonu da, gönderdiği
açıklamanın başında, “Yozgat’ın tek yemek kültürü arabaşı değil, birçok yemek
kültürü bulunmaktadır. Dernekler ne yapsın? Ucuz, maliyetsiz olan arabaşı,
kolay yoldan yapılıp geleneksel kültürlerini yaşatmaktadırlar” ifadelerini
kullanmıştı.
Şimdi Sayın Kâzım Ekinci de açıklamasına “Ankara
Yozgatlılar Federasyonu’nun verdiği cevabı samimi buldum. Yine hemşehrimizin
yazısına ‘arabaşı dışında yemeklerin olduğunu’ söyleyerek başlamasını da
isabetli buldum” diye başladığına göre, demek ki bu konuda hem bir hassasiyet,
hem de bir ‘algı kırılması’ var. O halde, önce bu hususu aydınlatmamız
gerekiyor.
Eğer Yozgat mutfak kültürünün tescilli ve şöhretli
yöresel yemeği arabaşı, derneklerimiz için gerçekten bu derece önem taşıyorsa, toplanıp
arabaşı yuttuktan sonra dağılmak yerine şunu yapabilirler:
Yüksek kalitede fotoğraflar, güzel bir Türkçe ile
hazırlanmış metinler, iyi bir mizanpaj ve kaliteli bir baskıyla, Yozgat mutfak
kültürünü ve Yozgat yemeklerini tanıtan bir kitap hazırlayıp bastırabilirler. Hassasiyet
gösterdikleri bu konuda bile ciddi hiçbir çalışma yapılmayıp da, ben bambaşka
bir hususa işaret ettiğim halde adeta ‘arabaşı miliyetçiliği’ yapılıyor
olmasını hâlâ anlayabilmiş değilim. Ben hiçbir yazımda ‘niye arabaşı
yıtuyorsunuz?’ anlamına gelen bir cümle kurmadım. Ben, ‘derneklerimiz, artık arabaşı
yutup dağılmanın ötesine geçmelidirler’ diyorum…
Sayın Ekinci, özetle, proje üretmek kamu kurumlarının
aslî görevidir, sivil toplum kuruluşları ise kamu hizmetine ancak bazı
etkinliklerle katkı sağlayabilirler’ diyor. Görüş farklılığımızın temeli de
burada zaten. Sivil toplum kuruluşlarının temel vasfı, kamu kurumlarından ‘bağımsız’
olarak hareket eden gönüllü kuruluşlar olmasıdır. Bu vasıf, “sivil toplum
kuruluşu”nun tanımında da yer almaktadır. Sivil toplum kuruluşları, kamu
kurumları ile işbirliği yapabilirler ama herhangi bir iş yapmak için önce
onların proje üretmelerini beklemek durumunda değillerdir. Projelerini
kendileri üretmelidirler, çünkü zaten dernek kurmak demek ‘Bizim bir amacımız,
yani projelerimiz var’ demektir. Aksi halde dernekler niye kurulurlar? ‘Proje
üretmek bizim aslî görevimiz değildir’ demek, bana göre varlık sebebini inkâr
etmekle eşdeğerdir…
“Bir şeyler yapmak isteyen kişiler, işleri arasına bazı
faaliyeti sıkıştırmaya çalışıyor. Bu sebeple dernek yöneticilerinin, dernek
faaliyetleri kapsamında sizin önerdiğiniz projeleri yapma ve projeleri takip
etme imkânları yok” ifadesi, ‘İşimiz gücümüz var kardeşim; bir de oturup proje
mi üretelim?!’ anlamına gelir ki, bu da ‘Madem işinizden gücünüzden proje
üretmeye ve takip etmeye fırsat bulamayacaktınız, neden böyle bir oluşuma
gittiniz?’ sorusunu beraberinde getirir…
Açıklamanın ilk bölümünde böylesi gerekçeler ileri
sürülmesine rağmen, sonraki bölümünde ise “… dernekler, üretecekleri projeleri
ile proje ortağı ve destekçileri ile halk ile daha etkili iletişim kurup daha
etkin olabilirler” deniyor. Tamam işte, ben de bunu söylüyorum zaten…
Yozgat Platformu’nun, ‘Her Yozgatlının Yozgat için
yapabileceği bir şey vardır’ sloganına bütün kalbimle katılıyorum. ‘Nitelikli,
donanımlı ve imkân sahibi pek çok hemşehrimiz var; ama kimse taşın altına elini
sokmak istemiyor’ anlamındaki tespitleri de doğru buluyorum fakat şu soruyu
soruyorum:
Acaba bu potansiyel, derneklerin faaliyetlerini ciddi
bulmadıkları ve ileriye dönük ciddi projeler ortaya konmadığı için
çalışmalardan uzak duruyor olabilirler mi? Şüphesiz bunun başka siyasî, sosyal
ya da kültürel sebepleri olabilir. Bu sebepler ciddi yöntemlerle
araştırılmalıdır.
Açıklamada, “Dernekler, profesyonelce yönetilen ticarî
kuruluş değildir” deniyor. Evet, dernekler kâr amacı gütmeyen kuruluşlardır.
Fakat derneklere verilen gerek AB fonları, gerekse Bakanlıklarımız tarafından
verilen fonlar, yani maddî destekler, dernekler kâr etsin diye verilmiyor
zaten. Projelerini gerçekleştirebilsinler diye veriliyor. Ne var ki, Yozgat dernekleri
proje üretemedikleri için, bu fonlar da başka dernekler tarafından kullanılıyor
ya da geri dönüyor…
Derneklerimiz ve federasyonlarımız daha çok kültürel
faaliyetler üzerinde duruyorlar; fakat hiçbir ciddî kültürel faaliyete
rastlamıyoruz. Kültürel faaliyet, sadece bir araya gelmek, sohbet edip eğlenmek
midir? Kaç tane derneğimiz, Yozgat’ın tarihine, kültürüne, folkloruna,
mimarîsine, kültür varlıklarına dair ciddi araştırmalar yapıp, bunlara dair nitelikli
kitaplar yayınlamıştır? Kaç tane derneğimiz, Yozgat’ın yok olup giden el
sanatlarını tespit etmeye ve günümüz şartlarında farklı yöntemlerle
değerlendirilmesine dair çalışmalar yapmıştır? Kaç tane derneğimiz, Yozgat
turizmini canlandırmaya yönelik proje üretmiştir? Daha Yozgat’ın sahip olduğu
kültür varlıklarının insan içine çıkarıp gösterebileceğimiz doğru dürüst
fotoğrafları bile yok…
Derneklerimiz ve federasyonlarımız, Yozgat’ın en büyük
meselesi olan göç meselesini her fırsatta gündeme getiriyorlar ama hiçbir
derneğimizin göç meselesine dair ciddi hiçbir araştırması yok. Federasyonlarımız,
göç konulu ciddi bir sempozyum düzenleyip, bu sempozyumda sunulan tebliğleri
bir kitapta toplayamazlar mı? Göçün
sebepleri ve çözüm yolları konusunda bilimsel bir araştırma ortaya koyamazlar
mı? En azından bir yol haritası belirleyemezler mi?
Bu tür örnekleri çoğaltıp listeyi uzatmak mümkün…
Sayın Kâzım Ekinci’nin, “Yozgat’ta hizmetleriyle iz bırakmış 10 tane milletvekili sayamıyoruz” tespiti doğru olabilir; ama bu söz,
şu soruyu da beraberinde getirir:
“Yozgat’ta hizmetleriyle iz bırakmış 10 tane dernek ismi
sayabiliyor muyuz?..”
Ben, daha önce başka yazılarımda da belirttiğim gibi, kendime
hiçbir sıfat ve unvan atfetmiyorum. Görüşlerimi, “sıradan bir Yozgatlı vatandaş”
olarak dile getiriyorum.
Pek çok yazımda ifade ettiğim üzere, bir şehrin gelişip
kalkınmasında sivil toplum kuruluşlarının son derece önemli olduğuna yürekten
inanıyorum. Maksadım, çeşitli zorluklar içerisinde ayakta kalmaya çalışan
derneklerimizi rencide edip itibarlarını sarsmak, moral bozup insanların
şevkini kırmak, derneklerimizin ve federasyonlarımızın çok değerli yöneticilerine haksızlık ve saygısızlık etmek değil elbette. Fakat aynı inançla bir kere daha kaydetmiş olayım
ki, Yozgat dernekleri artık arabaşı yutup dağılmanın ötesine geçmedikleri
müddetçe, hiçbir mesafe kat edemeyiz.
Zaman zaman, Türkiye’nin başka illerindeki derneklerin
faaliyetlerinden örnekler verecek, bunun yanı sıra da Yozgat derneklerinin
neler yapabileceklerine dair önerilerde bulunacağım. Böylelikle, belki Yozgat derneklerinin fotoğrafını da çekmiş, ortaya somut veriler koymuş oluruz.
Eleştirilerime karşı duyarlılık gösterip açıklama
gönderme nezaketinde bulunan Yozgat Platformu’na ve onun çok değerli Başkanı
Sayın Kâzım Ekinci’ye teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle, Yozgat’ta, Türkiye’nin diğer şehirlerinde ve yurt dışında faaliyet gösteren bütün derneklerimizden istirham ediyorum; lütfen bizi her faaliyetinizden haberdar ediniz ki, biz de basın vasıtasıyla bu faaliyetlerinizi kamuoyuna aktarabilelim...
Muhabbet ve hürmetlerimle…
(sururozturk@gmail.com)

2 yorum:
sürur bey arabaşı dernekleri makalenize Yozgatlı hemşerilerimizin kurduğu dernek ve federesyonların size gönderdiği mektupları okuduğumda derneklerin durumunun sizin yazınızdan daha vahim bir durumda olduğunu anlamakta hiç güçlük çekmedim. Gördüğünü anlamayan okuduğunu anlamayan hatta hatta anlatılanı da anlamayan bir topluluğun diğer topluluklar içerisinde ileri derecede yer bulması imkansız. Ben ne söylüyorum bağlamam ne çalıyor demiş eskiler. sizin ve size mektublar gönderen derneklerin durumu bu söze benzer bir burum. ama size şunu samimiyetle itiraf etmek istiyorum SİZİ ANLAMADILAR BEN ONA YANIYORUM
Adsız isimli izyaretçi her şeyi özetlemiş.
Yorum Gönder