2 Mart 2010 Salı

Yozgat, değer üretmedikçe başarılı olamaz

(Fotoğraf: Yozgat Müzesi)

Yorum – Sürur Öztürk

Bana göre, ister bir kamu kurumu olun, ister bir sivil toplum kuruluşu olun, ister özel sektör firması olun, fuara katılmanızın esas itibariyle 2 temel amacı vardır:

1- İmaj oluşturmak… Yani, tanıttığınız şehir, ilçe, belde, köy; kurum, kuruluş ya da firma hakkında, insanların zihninde güzel ve kalıcı bir kanaat oluşturmak; tanıttığınız “şey” her ne ise, onun, öne çıkardığınız özellikleriyle hatırlanmasını sağlamak…

2- Yaptığınız tanıtımın size “para” olarak dönmesini sağlamak…

Bu açıdan düşündüğümüzde, bir fuara katılmak, kısa veya uzun vadede maddî kazanca dönüşmüyorsa, o fuar, katılımcıları için başarısız olmuş demektir. Fuarda yer almanız, fuarın ziyaretçilerinin ve diğer katılımcılarının zihninde iyi bir “imaj” bırakmıyor ve maddî bir kazanca dönüşmüyorsa, o fuara katılmanın hiçbir anlamı yoktur. Fuzulî masraftır…

Birinci maddedeki “İmaj oluşturmak” da esasında, para kazanmaya yöneliktir; yani, ikinci maddeye zemin hazırlamaktır; ancak süreklilik isteyen uzun bir süreci kapsar.

Benim görebildiğim kadarıyla, Yozgat’ın “tanıtım” konusundaki en büyük sıkıntısı, tanıtımını yapacağı materyal bulmakta zorlanmasıdır. Bunun sebebi, Yozgat’ın hiçbir alanda “değer” üretmemesidir.

“Tanıtım” konusuyla ilgilenenler ya da ilgileniyormuş gibi yapanlar, etrafa şöyle bir bakıyorlar ve arabaşıdan, testi kebabından, kavurgadan, hedikten, parmak çörekten başka bir şey göremeyince de, “tanıtabileceğimiz bir şey yok ki” diyerek kestirip atıyorlar.

Üstelik arabaşı, herhalde hiçbir beslenme uzmanının tavsiye edemeyeceği, hatta “Çorbasına sözüm yok ama arabaşının kendisi sağlığa zararlıdır, sakın tüketmeyiniz” diye uyarıda bulunabileceği kadar sağlıksız bir yemek… (Arabaşı konusunu daha sonra özel olarak ele alacağım.)

“Tanıtım” konusunda Yozgat’ın yapması gereken öncelikli şey, Türkiye için pek bir şey ifade etmeyen; yani “değersiz” olan mevcut malzemelerle uğraşmak yerine, değer üretmeye başlamaktır.

Bu iş, 3-5 bin Lira için bile “ödenek” tahsis edilmesini beklemek zorunda olan, o ödeneği tahsis ettirebilmek için de ilgili kurumlara 40 tane resmî yazı yazıp 40 takla atmak durumunda kalan resmî kurumların işi değildir. Bu iş, şehrin kendi dinamiklerinin; aydınlarının, medyasının, işadamlarının, sivil toplum kuruluşlarının işidir, öyle olmalıdır.

Cuma günü devam edeceğim…